Orta Doğu Forumu · Middle East Forum
Observer

İran'da 1979: Devrim değil, karşıdevrim

İslam Cumhuriyeti, modernleşmeyi durdurmak, Batılılaşmayı geri çevirmek ve İran'ın ABD müttefikliğine son vermek için kuruldu.

Portrait of Ayatollah Ruhollah Khomeini on an Iranian bank note.
Bir İran banknotunda Ayetullah Ruhullah Humeyni portresi. · Shutterstock

İran’da monarşinin 1979’da devrilmesi, ülkenin siyasal, toplumsal ve ekonomik düzeninde yarattığı köklü değişikliklerle birlikte dünya genelinde İslam Devrimi olarak biliniyor. Gerçekte ise bu, İran’ı tarıma dayalı, yarı feodal bir toplumdan modernliğe taşıyan yarım yüzyıllık hızlı modernleşmeye karşı bir karşıdevrimdi. Ancak sonuçta bu gerici sarsıntı, siyasi baskı, boğucu toplumsal kısıtlamalar ve verimsiz bir ekonomik düzenle tanımlanan dinî bir teokrasi kurdu.

En önemli ve en geniş kapsamlı değişiklik, onlarca yıllık dostane ilişkilerin ve hatta ABD ile Soğuk Savaş ittifakının ardından İran’ın Batı karşıtı ve İsrail karşıtı bir dış politikaya yönelmesi oldu. Bu dönüşüm yalnızca dünya genelinde İslamcı radikalizmi ateşlemeye yardımcı olmakla kalmadı, aynı zamanda Tahran’daki yeni karşıdevrimci rejimi yalnızlaştırarak bugün karşı karşıya olduğu ekonomik başarısızlıkların da önünü açtı.

Pehlevi Hanedanı’nın kurucusu Rıza Şah 1920’lerin başında iktidara geldiğinde İran; zayıf yönetim, sınırlarını savunabilecek yetkin bir ulusal ordunun yokluğu, asayiş sorunları, yaygın okuryazarlık yoksunluğu, yoksulluk ve hastalıkla boğuşuyordu. Ülkeyi dönüştürmeye kararlı olan Rıza Şah, halkını eğitecek ve İran’ı Batılı sosyoekonomik ölçütlere yaklaştıracak modern bir devlet inşa etmeye girişti; bu, Türkiye’de Atatürk’ün reformlarıyla kıyaslanabilecek bir ulus inşası çabasıydı.

Batı modellerinden esinlenen laik bir eğitim sisteminin getirilmesi, büyük ölçüde laik yasaların ve mahkemelerin oluşturulması ve kadınları dinî ve geleneksel kısıtlamalardan kurtarma çabaları hiç de herkesçe olumlu karşılanmadı. Din adamları ve gelenekçiler bu reformlara ya açıkça düşmanlık gösterdi ya da sessizce direndi.

Ne var ki Batılı oryantalistler, gelişmekte olan dünyadaki pek çok halkın, kendi sosyoekonomik geriliği ile Batı’nın sınai ve teknolojik gücü arasındaki karşıtlıkla yüzleşirken duyduğu hayal kırıklığının ve ıstırabın derinliğini çoğu zaman kavrayamaz. Pek çokları için çocuklarının ve uluslarının geleceği, Batı tarzı modern eğitim ve etkin yönetim benimsenmeden imkânsız görünüyordu.

Pehlevi hükümeti altyapıya kayda değer yatırımlar yaptı; ticareti canlandırmak ve ekonomik büyümeyi teşvik etmek için yollar, demiryolları ve limanlar inşa etti. En önemli projeler arasında Hazar Denizi’ni Basra Körfezi’ne bağlayan Trans-İran Demiryolu; Şahpur Limanı da dâhil olmak üzere modern limanların inşası; ve yeni otoyollar ve köprülerle geniş bir karayolu ağının geliştirilmesi vardı. Aynı dönemde hükümet, girişimcilere ve yatırımcılara teşvikler sunarak sanayileşmeyi destekledi; bu da tekstil, çelik ve imalat gibi kilit sektörlerin büyümesini sağladı.

İran’ın ekonomik kalkınmasının mali can damarı olan petrol sanayisi, 1950 ile 1978 arasında katlanarak büyüdü; üretim birkaç yüz bin varilden günde yaklaşık altı milyon varile çıktı.

Gayrisafi Millî Hasıla 1925’ten 1978’e 700 kat arttı. Devrimden önceki son "normal" yıl olan 1977’de İran ekonomisi Türkiye’ninkinden yüzde 26, Güney Kore’ninkinden yüzde 65 daha büyüktü. 2017’de Türkiye’nin nominal gayrisafi yurt içi hasılası İran’ınkinin 2,4 katı, Kore’ninki ise 7,2 katı oldu. Üstelik bu, ABD’nin Kapsamlı Ortak Eylem Planı nükleer anlaşmasından çekilmesi ve yaptırımların devreye sokulmasının ardından İran’ın yaşadığı sert geriye gidişlerden önceki durumdur. Ulusal para birimi 1979’dan bu yana değerinin yüzde 90’ından fazlasını yitirdi.

Rıza Şah ve oğlu Muhammed Rıza Şah, İran’ın modernleşmesi için gereken meslek sahiplerini yetiştirmek üzere onlarca üniversite ve yükseköğretim kurumu kurdu. Kadınlar oy hakkını ve İslam hukuku altında uzun süre kendilerinden esirgenmiş yasal korumaları elde etti. Bu değişiklikler, hızlı Batılılaşmaya karşı çıkan Şii ulemayı öfkelendirdi; ulemanın Batı karşıtı bakışını paylaşan sol ve Marksist gruplar ise örgütlenmeyi ve etkilerini genişletmeyi sürdürdü. Sovyetler Birliği ve bölgedeki müttefiklerinin, İran’ın yükselen gücünü ve ABD ile ittifakını tehdit etmeleri için bu grupları desteklemekteki rolü küçümsenmemelidir.

1979’da kurulan İslami hükümet, Pehlevi dönemi modernleşme çabalarının pek çoğunu hızla tasfiye etmeye girişti. İlk on yılında, dinî öğretileri ve Batı karşıtı ideolojiyi yaymak üzere eğitim sistemini baştan aşağı değiştirdi. Yeni rejim kadınları katı bir başörtüsüne zorladı, mahkemeleri İslam hukukuna tabi kıldı ve görece serbest piyasa ekonomisinin yerini devlet mülkiyeti ve devlet denetimi aldı.

Siyasi kısıtlamalar ve şiddet içeren baskı, kısa sürede monarşi dönemindeki otoriter sınırlamaları aştı; Dini Lider Ruhullah Humeyni’nin rejimi, çoğu 1979 devrimci gruplarına mensup binlerce muhalifi ortadan kaldırdı. Din adamları kendi diktatörlüklerini kurdular ve ABD ile İsrail’i ortadan kaldırmak değilse bile engellemek misyonuna giriştiler.

İslam Cumhuriyeti, çürümüş ya da işlevsiz bir düzenin yerini alacak devrimci bir güç olarak ortaya çıkmadı; modernleşmeyi durdurmak, Batılılaşmayı geri çevirmek ve İran’ın Batı müttefiki rolüne son vermek için yükseldi. Sovyet yanlısı unsurlar, Batılı solcular ve İsrail karşıtı Arap gruplar bu karşıdevrimde önemli bir rol oynadı. Filistin Kurtuluş Örgütü Başkanı Yaser Arafat 1979’da hızla Tahran’a gitti ve Lübnan’daki Filistin kamplarında eğitilmelerine yardım ettiği güçlerin zaferini kutlarken yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.

Bugünkü asıl sorun, kuşaklar boyu öğrencilerin ve diplomatların İslam Devrimi’ni İran’ın siyasal evriminde doğal bir adım olarak görmesidir. Onu gerçekte olduğu şeyle, bir sapma ve bilinçli bir geriye adım olarak tanımıyorlar. İran’ın bir gün ulus-devletler arasında bir lider, bir sanayi ülkesi ve birinci dünya ülkesi olarak hak ettiği yere dönmesi isteniyorsa, İslam Devrimi’nin İran’ın büyümesini ve refahını mümkün kılmak için değil, sekteye uğratmak için yapılmış bir karşıdevrim olduğunu kabul etmek gerekir.