Orta Doğu Forumu · Middle East Forum
Observer

Savaş Tahran'a ulaştı; rejimin meydan okuması ve Müçteba'nın yokluğu sürüyor

Bir sosyal medya kullanıcısı, gece boyunca Tahran ve yakınındaki Kerec kentinin yoğun hava saldırılarına hedef olduğunu bildirdi.

· Shutterstock

Amerikan ve İsrail savaş uçakları başkentte ve çevresindeki hedefleri vurmaya devam ederken, savaşın izleri Tahran’ın dört bir yanında giderek daha görünür hale geliyor. Yalnızca üsler ve depolar gibi bariz askeri tesisler değil, istihbarat ve güvenlik faaliyetlerine ev sahipliği yaptığı düşünülen sıradan görünümlü binalar da hedef alınıyor. Pek çok durumda mahalle sakinleri, bu binaların gerçek niteliğini ancak vurulduktan sonra ve devletin kurtarma ekipleri cesetleri çıkarmak, olay yerini temizlemek için geldiğinde öğreniyor.

“On gündür, hiç uyumayan şehir Tahran tedirgin edici bir sessizliğe gömüldü. Sokaklar her zamankinden daha boş, dükkânların kepenkleri indirilmiş durumda. Hayat ve ekonomi büyük ölçüde durdu. Şimdi tek kaygı, ertesi sabaha kadar hayatta kalabilmek.” Sürgündeki İran Öğretmen Meslek Birlikleri Koordinasyon Konseyi (Coordinating Council of Iranian Teachers’ Trade Associations) 9 Mart 2026’da yayımladığı bildiride durumu böyle tarif etti. Konsey, sürgünde faaliyet göstermesine rağmen İran’daki öğretmenler arasında üyelere ve bağlantılara sahip.

İran’da anonim ancak etkili bir sosyal medya kullanıcısı, gece yarısından sonra savaş uçağı hareketliliğinin artmasının ardından 10 Mart sabahı erken saatlerde Tahran ile yakınındaki Kerec kentinin yoğun gece hava saldırılarıyla vurulduğunu bildirdi. Paylaşıma göre her iki kentin geniş bölümünde elektrik kesintileri yaşandı; patlamalar da önceki gecelere kıyasla belirgin biçimde daha şiddetliydi. Kullanıcı, patlamalardan biri sırasında gökyüzünün kısa süreliğine beyaz-mavi bir renge büründüğünü aktararak özellikle güçlü bir saldırıya işaret etti.

Paylaşımda saldırılar, bugüne kadarki en ağır saldırılar arasında gösterildi; İran’ın geri adım atmaması üzerine ABD’nin sabrının tükendiği öne sürülerek, o gecenin rejim ve güvenlik güçleri açısından özellikle zor geçebileceği uyarısı yapıldı.

10 Mart öğle saatlerine gelindiğinde Tahran’daki Tasnim haber sitesi, ABD ve İsrail’e karşı direnmeye devam edeceklerini söyleyen üst düzey yetkili ve sözcülerden alıntılar içeren çok sayıda haber yayımlamıştı. İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani, “terörist ABD hükümeti”nin başkanı Donald Trump’ın kendi ifadesiyle “saçma” sözlerine yanıt vererek resmî X hesabından şunları yazdı: “Aşura ruhundan beslenen İran milleti sizin içi boş tehditlerinizden korkmaz. Sizden büyükleri bile İran milletini ortadan kaldırmayı başaramadı.” Aşura, İmam Hüseyin’in şehadetinin yıl dönümünü anan bir Şii anma günüdür. Laricani şunu da ekledi: “Kendine dikkat et ki ortadan kaldırılan sen olmayasın.”

İran Devrim Muhafızları sözcüsü, Trump’ın İran’ın askerî gücünün zayıfladığına dair açıklamalarını reddederek bunları ABD’nin başarısızlıklarını gizlemeye dönük yalanlar diye niteledi. Sözcü, İran füzeleri ile insansız hava araçlarının tamamen faal olduğunu savundu, ABD güçlerini bölgeden çekilmekle suçladı ve saldırıların sürmesi halinde İran’ın çatışmayı tırmandırabileceği ve petrol ihracatını engelleyebileceği uyarısında bulundu.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, kişisel X hesabından şunları yazdı: “Kesinlikle ateşkes arayışında değiliz. Saldırganın ağzına vurulması gerektiğine inanıyoruz ki dersini alsın ve bir daha asla sevgili İran’ımıza saldırmayı aklından geçirmesin.”

Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi de İran’ın bir ateşkesi kolay kolay kabul etmeyeceğini ima etti. Çatışmaların durdurulmasının, bu tür saldırıların tekrarlanmayacağına dair güvenceler gerektireceğini söyleyen Garibabadi, geçici bir ateşkesin ardından aylar sonra yeniden saldırı başlatılmasının kabul edilemez olacağı uyarısında bulundu. Garibabadi, bu güvenceler sağlanana ve sorumlular eylemlerinin sorumluluğunu kabul edene kadar İran silahlı kuvvetlerinin askerî karşılığını sürdüreceğini ekledi. Ayrıca Tahran’ın hâlihazırda üstünlüğü elinde tuttuğuna inandığını ve dolayısıyla savaşın ne zaman biteceğine ilişkin kararın İran’a ait olduğunu düşündüğünü söyledi.

Rejimin söylemine rağmen, yukarıda anılan öğretmenler konseyi vahim bir tablo çizdi. “Daha da büyük bir trajedi ise tümüyle savunmasız olma duygusu. İnsanlara sığınak aramaları için zaman tanıyacak hiçbir hava saldırısı sireni çalmıyor ve bir annenin çocuğunu saklayabileceği hazırlanmış barınma yerleri yok. Terk edilmiş ve korumasız bırakılmış Tahranlılar, kaderin getireceği her ne ise onu beklemekten başka bir şey yapamıyor.”

Konsey ayrıca, belki de hepsinden acı olanın, aynı sokaklarda yürüyen rejim destekçisi grupların görüntüsü olduğunu belirtti. Bu gruplar slogan atarak ve tehdit dolu konuşmalar yaparak geçit töreni düzenliyor. Bildiriye göre bu tür gösteriler, sıradan vatandaşlar arasında güvensizlik ve yabancılaşma duygusunu derinleştiriyor; pek çok kişide, kendi şehirlerinde bile yalnız ve korumasız oldukları hissini pekiştiriyor.

Halk üzerindeki bu baskılara rağmen, ülkede gerçekte kimin yönetimde olduğu belirsizliğini koruyor. Yeni seçilen dinî lider Müçteba Hamaney ortalarda görünmüyor. Sosyal medyadaki birçok İranlı ve diğer gözlemciler, onun ya ölmüş ya da ağır yaralanmış olabileceğine inanıyor. Son dokuz ayda İslam Devrim Muhafızları Ordusu’nun üst düzey yönetiminin büyük bölümünün öldürülmesiyle birlikte, İran’da ölüm kalım kararlarını kimin verdiği sorusu giderek daha yakıcı hale geldi.