Orta Doğu Forumu · Middle East Forum
Observer

ABD terörle mücadele birimleri Pakistan hatalarını Somali'de tekrarlıyor

Somaliland'e destek vermenin Somali'nin iş birliğinden vazgeçmek anlamına geleceği inancı, temelsiz bir varsayımdan ibaret.

The flag of Somaliland flies alongside the U.S. flag.
Somaliland bayrağı ABD bayrağının yanında dalgalanıyor. · Shutterstock

Cumhurbaşkanı Abdirahman Mohamed Abdullahi (“Irro”), Washington’da yoğun bir hükümet ve araştırma kuruluşu görüşmeleri takvimiyle ABD ziyaretini sürdürüyor. Buna rağmen ABD’nin Somaliland’i tanıması yönündeki girişim tıkanmış görünüyor. Trump yönetimi bu konuda ketum kalırken, konuya yakın kaynaklar sorumluluğu iki makama yüklüyor: Bunlardan biri, aksi yönde bir talimat almadığı sürece, Dışişleri Bakanı Hillary Clinton dönemine uzanan Mogadişu merkezli politikaya karşı çıkmaya yanaşmayan Dışişleri Bakan Yardımcısı Chris Landau. Diğer engelin ise Ulusal Güvenlik Konseyi’nin terörle mücadele birimi olduğu belirtiliyor. Buradaki yetkililer, Somaliland’in tanınmasının ABD’nin Somali ile süregelen terörle mücadele iş birliğini zayıflatacağından endişe ediyor.

ABD ordusu uzun süredir, Somali’nin Eş-Şebab’a karşı mücadelesini güçlendirmek ve Afrika Birliği barış gücü askerlerine destek olmak amacıyla ülkeye eğitmenler ve özel harekât unsurları konuşlandırıyor. Başkan Donald Trump ilk döneminde ABD kuvvetlerini Somali’den çekmiş olsa da Başkan Joe Biden göreve geldikten sonra bu kuvvetleri geri gönderdi. Bildirildiğine göre Mogadişu’nun iç kesimlerinde, eski bir İtalyan üssü olan Baledogle hava meydanında küçük ABD birlikleri bulunuyor; ayrıca bazı ABD personelinin Birleşmiş Milletler ve Afrika Birliği misyonlarıyla paylaştıkları Halane yerleşkesi bölgesinde faaliyet gösterdiği belirtiliyor. Bosaso ve Kismayo’da da bir miktar Navy SEALs mensubu ile diğer özel harekât unsurlarının bulunduğu ifade ediliyor. Baidoa, Dhusamareb ve Jowhar’da da en azından geçici olarak ABD personeli bulundu.

Bunun yanı sıra ABD’li askerî ve istihbarat yetkilileri, terörle mücadele misyonunu giderek artan ölçüde Cibuti’deki Camp Lemonier’den, Kenya’dan ve bizzat Somaliland’den destekliyor. ABD’nin eylemlerinde iki temel hedef bulunuyor: Puntland’da Bosaso yakınlarındaki Golis Dağları’nda konuşlu IŞİD kampı ve Eş-Şebab’a karşı yürütülen daha geniş çaplı mücadele.

Somaliland’e destek vermenin Somali’nin iş birliğinden vazgeçmek anlamına geldiği fikri, akıl dışı varsayımlara dayanıyor ve doğası gereği Mogadişu ile kurulan ortaklığın ne kadar zayıf olduğunu gözler önüne seriyor.

Öncelikle Puntland’ı ve IŞİD’e karşı mücadeleyi ele alalım. Puntland, Mogadişu’daki federal hükümete kızgın; çünkü Somali Cumhurbaşkanı Hassan Şeyh Mahmud—seçimle değil, atamayla göreve gelmiş ve artık anayasal görev süresini de aşmış durumda—Puntland gibi eyaletlerin federal haklarını reddediyor. Puntland ve Somaliland rakip olup aralarında bir sınır anlaşmazlığı bulunsa da, aynı zamanda iş birliği de yapıyorlar. Puntland şimdilik federal hükümetin içinde kalmaya devam etse de, Mogadişu’nun merkezileşme hamlesinin Puntland’ı dize getirme ihtimali kadar, onu Somaliland’in izlediği yola itme ihtimali de var.

Puntland’ın IŞİD’i sınırlama ve ona karşı koyma konusundaki yardımı kesmesi de mantıklı değil. Bazı Somalili yetkililer ve onları destekleyen Türk istihbarat görevlileri IŞİD’i Somaliland’e karşı koz olarak kullanabileceklerini hayal etse de, Puntland’ın terörle mücadele iş birliğine son vermesi pek olası değil. Başkenti Garowe, ironik biçimde Somaliland ticaretine bağımlı, iç kesimde sakin bir kasaba; Puntland’ın daha geniş ekonomik geleceği ise IŞİD Somaliland’in dağlardaki karargâhına yalnızca 44 mil uzaklıktaki Bosaso limanına bağlı.

Somali’nin Eş-Şebab konusundaki iş birliği daha çetrefilli. Eş-Şebab, Cumhurbaşkanı Hassan Şeyh Mahmud’un atamayla oluşturduğu hükümeti tehdit ediyor olsa da, cumhurbaşkanının yolsuzluğu, ABD tarafından eğitilen Danab Özel Kuvvetleri’nin dahi kazanamamasını garantiliyor. Öte yandan, Türkiye tarafından eğitilen Gorgor birliğinin Eş-Şebab’a karşı savaşma ihtimali kadar onu destekleme ihtimali de var. Hassan Şeyh Mahmud defalarca, Somali güçlerini İslamcıları yenmek için değil, siyasi rakiplerine ya da federal eyaletlerdeki muhaliflerine karşı konuşlandırmaya daha istekli olduğunu gösterdi. Bugün Mogadişu’da Eş-Şebab’ın izni olmadan iş yapmak ya da bina inşa etmek imkânsız. Somaliler, işlerin hızlı yürümesi ve yolsuzluk bulunmadığı algısı nedeniyle Eş-Şebab adaletine devlet mahkemelerinden daha fazla güveniyor.

Fiiliyatta Somali’deki tablo, ABD’nin Pakistan’da yaşadıklarına benziyor. Washington, Pakistan’ın terörle mücadele çabalarını desteklemek için milyarlarca dolar akıtırken, kazançlı askerî yardımın sürmesi için Pakistan güçlerinin Taliban’ı, El Kaide’yi ya da diğer radikal Diyobendi gruplarını hiçbir zaman tamamen yenmemesini gerektiren bir ahlaki risk yarattı. Eğer Ulusal Güvenlik Konseyi, Eş-Şebab’ı yenmenin demokratik, Batı yanlısı ve güvenli Somaliland’in özlemlerinden vazgeçmeyi ve defalarca Çin’in kuklası ve Türkiye’nin uydusu olmaktan öteye gitmediğini göstermiş bir Mogadişu hükümetinin gözüne girmeyi gerektirdiğine inanıyorsa, Amerikalılar ölecek.

Terörle mücadele iş birliği ile haraççılık aynı şey değildir. Aden Körfezi’ni gerçekten güvence altına almanın ve nihayetinde Eş-Şebab’ın Somali’deki kazanımlarını geri püskürtmenin tek yolu, Somaliland’i tanıyıp onunla ortaklık kurmak, ardından Puntland ve Jubaland’da güvenliği pekiştirmek ve son olarak Eş-Şebab’ı—mutlaka Mogadişu ile ortaklık içinde değil, Mogadişu’ya rağmen—sıkıştırıp sonra da onunla hesaplaşmaktır.