Orta Doğu Forumu · Middle East Forum
Observer

Türkiye'nin BRICS başvurusu, S-400 alımının diplomatik karşılığı

Ankara'nın yönünü Batı'dan Çin ve Rusya eksenine çeviren bu adım, savunma alanındaki tercihin dış politikadaki devamı niteliğinde.

Flags of BRICS member and applicant countries: Brazil, Russia, India, China, South Africa, Algeria, Argentina, Bahrain, Egypt, Indonesia, Iran, Saudi Arabia and the United Arab Emirates.
BRICS üyesi ve üyeliğe aday ülkelerin bayrakları: Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika, Cezayir, Arjantin, Bahreyn, Mısır, Endonezya, İran, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri. · hamzeh - stock.adobe.com

Türkiye, 2 Eylül 2024'te yükselen ekonomiler grubu BRICS'e katılmak için resmen başvurdu. Türkiye'nin BRICS'e yönelişi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın aynı zamanda ülkeyi Çin ve Rusya öncülüğündeki iş birliği bloku Şanghay İşbirliği Örgütü içinde diyalog ortağı konumundan çıkarıp, tam üyelik olmasa da gözlemci devlet statüsüne yükseltme arzusunu da işaret ettiği bir döneme denk geliyor.

Bir yandan Türkiye'nin BRICS başvurusu, Erdoğan'ın Türkiye'yi ilk on ekonomi arasına sokma hayallerinin kendi kötü yönetiminin kayalıklarına çarptığının örtülü bir kabulü; Türkiye ekonomisi bugün dünyada 18. sırada ve düşmeyi sürdürüyor. Öte yandan daha geniş sorun diplomatik. BRICS teknik olarak ekonomik bir grup olsa da, adını aldığı Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika'nın uluslararası ticaretin başlıca para birimi olarak ABD dolarının konumunu zayıflatacak alternatif bir finansal sistem kurmaya çalışması nedeniyle daha geniş çağrışımlar taşıyor. Kısacası Erdoğan, Avrupa'yı ve Amerika Birleşik Devletleri'ni zayıflatmak için bir kez daha Moskova ve Pekin'le aynı safta yer alıyor.

ABD'nin bir sonraki yönetimi, Türkiye'nin bu başvurusunu S-400 uçaksavar alımının diplomatik karşılığı olarak ele almalı. Trump yönetimi, S-400'ü yalnızca kaybedilmiş potansiyel bir sözleşme olarak görmek yerine, Erdoğan'ın Rusya'ya yönelişinin süreğen bir meydan okuma oluşturduğunu fark etti. S-400'ü Türkiye'nin savunmasına entegre etmek, NATO sırlarının Kremlin mühendislerine açılması anlamına gelecekti. Türkiye S-400'ü güvenlik duvarıyla izole etse bile, bu sistem Amerika Birleşik Devletleri ve NATO'nun Rusya ya da Çin'e karşı gelecekteki savunmanın belkemiği olarak tutmayı hedeflediği F-35 Müşterek Taarruz Uçakları için bir tehdit oluşturabilirdi. F-35'lere yakın konuşlandırılan S-400 radarı, Türkiye'nin bu hayalet uçakları izleme kabiliyetini mükemmelleştirmesine yardımcı olabilirdi. Trump yönetimi, bu tehditten kurtulmak için ABD'nin Türkiye'deki askeri yatırımını düşürmeyi ve Türkiye'yi F-35 programından çıkarmayı kabul etti.

BRICS başvurusu ve Erdoğan'ın Şanghay İşbirliği Örgütü'ne katılma arzusuyla birlikte, askeri karantinayı diplomatik alana da genişletmenin zamanı geldi. Türkiye uzun zaman önce bir NATO üyesinin davranması gerektiği gibi davranmayı bıraktı; ittifakı güçlendirmek yerine onu zayıflatıyor. Türkiye artık bir NATO üyesi olmamalıysa da, NATO Antlaşması yoldan çıkan üyeleri ihraç etmeye dönük herhangi bir mekanizma içermediği için bunu yapmak mümkün olmadı.

Türkiye'nin BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü'ne yönelmesi, bu hukuki çıkmazın artık sürdürülemez olduğunu pekiştiriyor. Uç bir benzetme yapmak gerekirse, aynı anda hem NATO hem de Şanghay İşbirliği Örgütüyle ilişki içinde olmak, Ulusal Renkli İnsanların İlerlemesi Derneği (National Association for the Advancement of Colored People, NAACP) ile Ku Klux Klan'a birlikte üye olmak gibi bir şey olurdu. BRICS, Şanghay İşbirliği Örgütü kadar uç olmayabilir, ancak hızla o yöne gidiyor. Hindistan ekonomisi dünyanın üçüncü büyük ekonomisi haline gelirken, bu grubun artık kendi çıkarlarını temsil etmediği gerekçesiyle Hindistan'ın gruptan ayrılabileceğine dair işaretler var. Grubun geri kalanı ise liberalizm karşıtlığını benimsiyor. Örneğin Brezilya ve Güney Afrika, ifade ve mülkiyet haklarını aşındırıyor. Yeni üye Etiyopya, Tigray nüfusuna karşı soykırım yürütmeye çalıştı. BRICS giderek otokratlara ve liberal düzeni devirmek isteyenlere kalkan sağlayan bir örgüt haline geliyor. Basitçe söylemek gerekirse, Rusya ve İran (1 Ocak 2024'te BRICS'e katıldı) artık NATO'nun ilk iki tehdidi konumundayken, Erdoğan her ikisiyle de ortaklık kurma arzusunu işaret ediyor.

Daha fazla gecikmeye yer yok. Türkiye NATO'da kaldığı sürece, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa, Türkiye'nin çıkarlarını düşmanlarına ele vermemesi için onu karantinaya almalı. Türkiye, imajı ve kabiliyetleri açısından F-35 programından çıkarılması kadar zarar verici yaptırımlar ve önlemlerle karşılaşmalı.

Burada ABD'nin İran ve Rusya'ya yönelik diplomatik tutumu bir yol gösterici olabilir. Örneğin Yabancı Misyonlar Yasası (Foreign Missions Act), Dışişleri Bakanı'na Amerika Birleşik Devletleri'nde görevli yabancı diplomatların seyahatlerini sınırlandırma yetkisi veriyor. Örneğin New York'taki Birleşmiş Milletler'de görevli İranlı diplomatlar 25 millik yarıçapın dışına çıkarlarsa gözaltı ve sınır dışı edilmeyle karşılaşıyor. Belarus, Küba, Eritre, Kuzey Kore, Rusya, Suriye ve Venezuela'dan diplomatlar da Washington ve/veya New York'ta benzer kısıtlamalara tabi. Çinli diplomatlar ise seyahat ve görüşmeleri için resmî bildirimde bulunmak zorunda. Türkiye'nin Çin, Rusya ve Venezuela'ya doğru diplomatik dönüşüyle birlikte, NATO üyeliğinden bağımsız olarak, onun da açıkça bu listede yeri var. Kuşkusuz Türkiye mütekabiliyet uygulayacak ve Amerikalı diplomatların Ankara, İstanbul ya da İzmir dışına çıkmamasını talep edecektir; buna değecektir. Yine de her iki durumda da yaptırımın kalıcı olması gerekmez. Türkiye BRICS başvurusunu geri çeker ve Şanghay İşbirliği Örgütü hamlesine son verirse, Washington ile Ankara ilişkileri eski hâline dönebilir.

Diplomasi önemli bir araçtır, ama mesele Türk meslektaşlarla keyifle rakı içmek ya da lokum ve baklava atıştırmaktan ibaret değildir; etkili diplomasi, devlet politikasını ortakların ya da hasımların gerçekliğine göre ayarlamak zorundadır. Türkiye örneğinde, derhal karantina uygulamanın zamanıdır.