MEF Menu
Middle East ForumSupport MEF
Orta Doğu Forumu · Middle East Forum
Observer

Pakistan'ın Suudi Arabistan'daki kuvvetlerini düzenleyen hukuki çerçeve

Toplu güvenliğe dair siyasi söylemin altında, askerî konuşlandırmalara ilişkin karmaşık bir hukuki ve operasyonel mesele yatıyor.

Kaswar Klasra, İslamabad merkezli bir gazeteci ve The Islamabad Telegraph’ın genel yayın yönetmenidir; burada Güney Asya güvenliği, savunma diplomasisi, dış politika ve bölgesel jeopolitik konularını takip ediyor.

The Pakistan army faces insurgents and influential Islamist lobbies at home.
Bir Pakistan ordusu devriyesi. · Shutterstock

Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları sürerken Riyad, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı hayata geçirdi. Pakistan’ın katkısı kritik bir unsura dayanıyor: Suudi topraklarında hâlihazırda konuşlu binlerce asker.

Ordu Halkla İlişkiler Dairesi (Inter-Services Public Relations) Genel Direktörü Korgeneral Ahmed Sharif Chaudhry’nin aktif Pakistan konuşlandırmalarını teyit etmesinin ardından ittifak sahada somut bir varlık kazandı. Ancak kolektif güvenliğe ilişkin siyasi söylemin altında, yabancı askerî konuşlandırmaların sınırlarını belirleyen karmaşık bir hukukî ve operasyonel mesele yatıyor: kuvvetlerin statüsü, yargı egemenliği ve Pakistan askerlerinin ev sahibi ülke içinde faaliyet gösterdiği operasyonel sınırlar.

Her türlü yabancı askerî varlığın merkezinde bir Kuvvetlerin Statüsü Anlaşması (Status of Forces Agreement, SOFA) ya da muadili ikili hukukî çerçeve bulunur. Üst düzey Pakistanlı askerî yetkililerle yapılan arka plan görüşmeleri, standart uluslararası uygulama ve egemen ülke toprak hukuku uyarınca, açık antlaşma hükümleri gönderen ülkeye ülke dışı dokunulmazlık veya münhasır askerî mahkeme yargı yetkisi tanımadıkça, ev sahibi devlette konuşlu yabancı personelin ev sahibi devletin ülkesel yargı yetkisine ve ceza mevzuatına tabi kaldığını ortaya koydu.

Eylül 2025 tarihli Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması ile Ağustos 2026 tarihli Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın cezai yargı yetkisine ilişkin bölümleri gizli kalmaya devam ediyor; ancak Suudi topraklarında işlenen olağan suçlar veya görev dışı davranışlar öncelikle Suudi ülkesel yargı yetkisine ve şeriat temelli hukukî çerçevelere tabi.

Bu yargısal ikilik, doğrudan operasyonel ve idari kısıtlar yaratıyor. Suudi makamları kendi topraklarında işlenen suçlarda öncelikli ülkesel yargı yetkisini korurken Pakistan Silahlı Kuvvetleri, 1952 tarihli Pakistan Ordu Kanunu uyarınca iç disiplin mekanizmalarını işletmeyi sürdürüyor. Askerî mevzuatı ihlal eden fiiller, diplomatik koordinasyona ve Suudi yargı sisteminin tasarrufuna bağlı olarak paralel askerî soruşturmalara, askerî mahkemeye sevke veya idari yolla ülkeye geri gönderilmeye yol açabiliyor.

Bu hukukî riskleri yönetmek ve yerel dinî otoritelerle sürtüşmeyi önlemek amacıyla ev sahibi ülke düzenlemeleri ve Pakistan askerî komutanlıkları, üsten çıkışlara dair katı kısıtlamalar uyguluyor. Destek, danışmanlık ve savunma görevlerinde konuşlandırılan personel büyük ölçüde belirlenmiş askerî tesisler içinde faaliyet gösteriyor; üs dışındaki serbestlik, yetkili görev, resmî intikal veya kontrollü lojistik operasyonlarla sınırlandırılıyor.

Pakistan’ın Suudi Arabistan’daki konuşlandırmalarındaki kurumsal disiplin, yetmiş yılı aşkın bir geçmişe dayanan bir teamül üzerine kurulu. İkili askerî bağlar 1951 Dostluk Antlaşması ile başladı; Pakistanlı personelin Suudi Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin eğitimine ve bakımına destek vermesiyle 1960’lar boyunca genişledi.

İlk büyük operasyonel konuşlandırma, Pakistan özel kuvvetleri ve askerî personelinin Mekke’deki Mescid-i Haram (Grand Mosque) kuşatması sırasında Suudi makamlarına yardım ettiği 1979’un sonlarında gerçekleşti. Onlarca yıla yayılan bu varlık boyunca Pakistanlı askerî personel son derece sıkı bir meslekî sicil tuttu: Suudi makamları, Krallık’ta görevlendirilen tek bir Pakistanlı askeri dahi hiçbir zaman bir suç ya da yerel hukuk ihlaliyle ilişkilendirmedi.

Dahası, katı askerî mevzuat ve rotasyon kuralları uyarınca, resmî görevle konuşlandırılan hiçbir Pakistanlı asker bir Suudi vatandaşıyla evlenmedi. Bu sicil, özellikle ev sahibi ülkenin kültürel normlarına saygı göstermek ve hukukî sürtüşmeyi önlemek üzere tasarlanmış, son derece disiplinli bir komuta yapısını yansıtıyor.

Bu askerî disiplin, Krallık’taki daha geniş Pakistanlı sivil diasporanın karşılaştığı hukukî sorunlarla keskin bir tezat oluşturuyor. Ocak 2025’te Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Milli Meclis’e, Riyad ve Cidde’de vize ve sınır güvenliği ihlallerinden uyuşturucu kaçakçılığına, siber suçlara ve mali dolandırıcılığa uzanan çeşitli suçlardan dolayı 10 binden fazla Pakistan vatandaşının Suudi Arabistan’da tutuklu bulunduğunu bildirdi.

Sıradan gurbetçilerin hukukî kırılganlığı, kurumsal komuta yapılarının, kapalı askerî üslerin ve özel disiplin protokollerinin, yurt dışında faaliyet gösteren yabancı silahlı kuvvetlerin statüsünü ve bütünlüğünü korumadaki önemini ortaya koyuyor.

Bu hukukî ve egemenlik kaynaklı kısıtlar, üçlü paktın operasyonel gerçekliğini etkiliyor. Pakistan askerlerinin varlığı, özellikle uluslararası sınırları aşarak Yemen’e yönelik taarruzi harekât için otomatik bir yetki ya da açık çek anlamına gelmiyor. Konuşlu kuvvetler, Suudi Arabistan içinde kuvvet koruma, hava savunma koordinasyonu ve kritik altyapının korunması bakımından avantaj sağlıyor.

Ancak ülkesel savunmadan Husi güçlerine karşı doğrudan muharebeye geçiş; siyasi yetkilendirmeleri, açık operasyonel emirleri ve tüm koalisyon ortaklarınca üzerinde mutabık kalınmış net angajman kurallarını gerektiriyor.

Ayrıca İslamabad’ın daha geniş bölgesel stratejisi, hassas bir denge oyununu beraberinde getiriyor. Pakistan, bölgesel ihtilaflarda kendisini arabulucu olarak konumlandırarak Tahran’la diplomatik kanalları açık tutmaya çalıştı. İran, Husilere maddi ve siyasi destek sağladığından, Pakistan kuvvetlerinin Yemen’e doğrudan dahli İslamabad’ın diplomatik duruşunu zedeler ve Pakistan’ı daha geniş bir bölgesel çatışmanın içine çekme riski taşır. İç ülkesel destek ile sınır ötesi müdahale arasındaki ayrım, Pakistan’ın ulusal operasyonel kontrolünden vazgeçmeden ya da diplomatik duruşunu terk etmeden Riyad’a karşı güvenlik taahhütlerini yerine getirmesine imkân tanıyor.