Orta Doğu Forumu · Middle East Forum
Observer

Katar'da beş yıldızlı cihadın sonu

Hamas, Doha'daki kontrol merkezinin konforunda tüm rehinelerin serbest bırakılmasına ilişkin önerileri de İsrail'le savaşı bitirecek anlaşmaları da reddetti.

Hamas militants in the streets of Gaza in February 2025.
Şubat 2025'te Gazze sokaklarında Hamas militanları. · Shutterstock

İsrail, 9 Eylül 2025 sabahı Doha’da Hamas’ı vurarak terör örgütünün üst düzey liderliğini hedef aldı. Saldırıda, 7 Ekim 2023 saldırılarının mimarları öldürüldü. Bu suikast, gecikmiş bir meşru müdafaa eylemiydi.

Halid Meşal ve Halil el-Hayya gibi Hamas liderlerine yönelik operasyon, zorunlu bir savaş eylemiydi. Beş yıldızlı bir otelin güvenliğinde soykırımcı bir kampanyayı yöneten bir komuta merkezini dağıttı. Katara Bölgesi’ndeki patlamalar, Katar’ın arabulucu olduğu kurgusuna son verdi. Terörün beyinleri için güvenli bir liman olmadığını gösterdi.

Bu saldırı, 7 Ekim savaşının sonunu yaklaştırıyor. Stratejik ve ahlaki bir netlik ortaya koyuyor. Bir ulusun kendini savunma hakkı, teröre devlet desteği veren bir ülkenin sınırında bitmez. Hamas liderleri yıllarca korunaklı bir sığınaktan cinayet planladı. O sığınak artık yok.

Bu saldırıyı anlamak için Katar’ın rolünü anlamak gerekir. Doha, 13 yıl boyunca Hamas’ın küresel karargâhı işlevi gördü. Saf bir Obama yönetimi, bir iletişim kanalının stratejik bir kazanım olduğuna inanarak bu düzenlemeye 2012’de onay verdi. Oysa bu, Hamas’ın İsrail’e karşı savaşının önünü en fazla açan unsur haline geldi.

Katar arabulucu değildi. Her terör girişimini besleyen maddi desteği sağlayan aktif bir kolaylaştırıcıydı. Bu desteğin üç ayağı vardı: mali, diplomatik ve operasyonel.

Mali açıdan Katar’ın himayesi doğrudan ve büyük ölçekliydi. Devlet, Hamas kontrolündeki Gazze’ye 1,8 milyar doların üzerinde para aktardı. Dünya, insani yardım örtüsünü kabul etti. Oysa İsrail gerçeği biliyordu. “Sessizlik satın almaya” yönelik başarısız bir politika kapsamında İsrail’in onayıyla ulaştırılan nakit dolu valizlerin maaşlar ve yardım için olduğu söylendi. Ancak İsrail istihbaratı, Hamas’ın milyonlarca doları doğrudan askeri kanadına aktardığı uyarısında bulundu. Politika sürdürüldü. 7 Ekim, bu politikanın bedeliydi. Katar parası, kitlesel cinayet araçlarının satın alınmasına da katkı verdi.

Diplomatik açıdan Katar, Hamas’a meşruiyet kazandırdı. Sheraton ve Four Seasons’taki süitlerden Halid Meşal, bir devlet adamı edasıyla kabuller düzenledi. Yabancı heyetlerle görüştü. El Cezire’yi bir propaganda kolu olarak kullandı. 7 Ekim pogromunun ardından Hamas yetkilisi Gazi Hamad, Doha’dan Hamas’ın katliamı “defalarca ve defalarca” tekrarlayacağını ilan etti. Katar ona koruma sundu. Hamas’ı terör örgütü olarak tanımlamayı reddederken, Birleşmiş Milletler’i İsrail’i kınamak için kullanarak diplomatik bir kalkan sağladı. Bu arabuluculuk değildi; savunuculuktu.

Operasyonel açıdan Doha sığınağı, savaşın komuta-kontrol merkeziydi. Hamas liderleri, ofislerinin konforundan 7 Ekim saldırılarının gelişimini izledi. Gazze’deki komutanlar ve Tahran’daki hamilerle eşgüdüm sağlamak için Katar’ın altyapısını kullandılar. Bu, pasif bir güvenli sığınak değildi. Bir petrol devletinin diplomatik ve ekonomik gücüyle korunan, ülke dışı bir askeri karargâhtı. Bu, tüm devletlerin teröristlere güvenli sığınak sağlamamasını şart koşan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1373 sayılı kararını ihlal ediyor. Katar, 13 yıldır ABD’nin bölgedeki en büyük askeri üssüne ev sahipliği yaparken bu hukuku çiğniyor.

Bu saldırıya giden yolu Hamas’ın uzlaşmazlığı döşedi. İsrail, 23 ay boyunca Gazze’de zorlu bir savaş verdi. Başka hiçbir ordunun aklından bile geçirmeyeceği ölçüde sivil kayıpları önlemeye dönük tedbirler aldı. Buna karşılık uluslararası toplum İsrail’i kınadı. Terör örgütünün bizzat ev sahibinin başını çektiği arabulucular anlaşmalar önerdi. Hamas her seferinde hayır dedi.

Hamas, tüm rehinelerin serbest bırakılmasına ilişkin önerileri reddetti. Savaşı bitirecek anlaşmaları reddetti. Doha’da tasarlanan strateji, Gazzelilerin acısını İsrail’i yalnızlaştırmak için kullanmaktı. Yahya Sinvar, Hamas tünellerindeki komutandı. Ancak stratejik liderlik, yani nihai veto yetkisine sahip adamlar, Katar’da oturuyordu. Güvenli yerlerinden savaşı bitirmek için hiçbir teşvikleri yoktu. Aileleri güvendeydi. Paraları güvendeydi. Savaş onlar için bir gösteriydi.

Bu dinamik, askeri bir sonuca ulaşmayı imkânsız kılıyordu. İsrail her tüneli temizleyebilirdi ama Hamas, başı korunmaya devam ettiği sürece kendini yeniden üretecekti. Terör örgütü de bunu yapacağına söz vermişti.

Amerika Birleşik Devletleri bunu kavramakta yavaş kaldı. Washington, bir yılı aşkın süre Katar’ın arabulucu olduğu kurgusunu sürdürdü. Ancak müzakerelerin çökmesinin ardından, 2024’ün sonlarında baskı arttı. Katar’ın Hamas liderlerinden ülkeyi terk etmelerini istediğine dair haberler, diplomatik bir manevraydı. Oyun çoktan değişmişti. Diplomasi başarısız olmuştu. Doha ofisi artık siyasi bir adres değildi. Askeri bir hedefti.

Bu karmaşıklıkta bir operasyon, yıllara yayılan istihbarat ve aylarca süren hazırlık gerektirir. Mossad ve İsrail Hava Kuvvetleri’nin imzasını taşıyor. İstihbaratı Mossad topladı. Düşman bir başkentte üst düzey bir Hamas toplantısının yerini nokta atışıyla belirlemek, insan kaynakları, sinyal istihbaratı ve kesintisiz gözetim gerektirir. Sahadaki unsurların hedefi teyit etmiş olması muhtemel. Hedefler, Zaher Cabarin, Meşal ve el-Hayya gibi isimlerdi; Hamas’ın maliyesini ve dış operasyonlarını yönetiyorlardı. Onların ortadan kaldırılması, örgütün dış kanadının başını koparıyor.

Saldırıyı İsrail Hava Kuvvetleri gerçekleştirdi. Katara bölgesinde tek bir binayı vurmak için gereken hassasiyet, gelişmiş güdümlü mühimmata işaret ediyor. Bu, bomba değil bir neşterdi; muhtemelen bölgesel hava savunmalarını atlatabilen bir F-35i Adir tarafından gerçekleştirildi.

Mesaj açık: Terörist liderler güvende değil. Ne Şam’da, ne Beyrut’ta, ne de Doha’da. İsrail sizi bulacak. İsrail sizi hesap vermeye zorlayacak.

Yapılabilecek tek hamle buydu. Dünyayı olduğu gibi kabul ediyor.

Saldırı, savaşın sonunu yaklaştırıyor. Hamas’ın en büyük stratejik varlığını, yani liderliğini yok ediyor. Gazze’deki teröristlerin artık korunaklı bir komuta yapısı yok. Liderleri ya ölü ya da kaçak. Bu da yeni bir teşvik yaratıyor: teslim olmak.

“Tırmandırma” diye feryat edenlere şunu sormak gerekir: neyin tırmandırılması? Savaş, Holokost’tan bu yana Yahudilere yönelik en ağır katliamla başladı. İran’ın vekilleri zaten İsrail’e üç cepheden ateş açıyor. Zayıflık saldırganlığı davet eder. İki yıl boyunca İsrail’in düşmanları, Katar söz konusu olduğunda ellerinin bağlı olduğuna inandı. Yanılıyorlardı. Bu eylem, İsrail’in caydırıcılığını herhangi bir diplomatik yazışmadan daha fazla yeniden tesis ediyor.

Katar açısından bu bir hesaplaşma. Yıllarca sinik bir oyun oynadı; hem Amerikan üniversitelerini hem terör hareketlerini finanse etti. Hem Dünya Kupası’na hem Hamas’a ev sahipliği yaptı. O oyun bitti. Saldırı Katar’ı küçük düşürüyor. Çek defteri diplomasisinin sınırlarını ifşa ediyor. Katar artık seçmek zorunda: ya radikal İslamcı ideolojinin taşıyıcısı olmaya devam edecek ya da uluslar topluluğuna katılacak. Güvenliği bu seçime bağlı.

Doha üzerindeki duman dağılırken geriye netlik kalıyor. Hamas’a karşı savaş, İsrail’in bekası için verilen bir savaş. İsrail bu savaşı tüm cephelerde vermek zorunda. Gazze’nin tünellerinde. Diplomasi koridorlarında. Ve düşmanlarına kucak açan başkentlerde. Doha’daki saldırı yeni bir bölüm değildi. Sonun başlangıcıydı.

İngilizce aslını okuyun: The End of the Five-Star Jihad in Qatar