Orta Doğu Forumu · Middle East Forum
Observer

İstikrarın bedeli Kuzey Irak Süryanilerinin yerinden edilmesi olmamalı

Uzun vadeli istikrar için mülkiyet hakları, mahkemeler, idari yetki ve güvenliğin uygulanması, sembolik hoşgörüden daha belirleyicidir.

A wall relief features Assyrian King Shalmaneser III (reigned 859–824 BCE).
Bir duvar kabartmasında Asur Kralı III. Salmanasar (hüküm süresi MÖ 859-824) tasvir ediliyor. · Shutterstock

Süryanilerin yerinden edilmesini hızlandıran yalnızca savaş değil; ABD’nin onlarca yıldır Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin istikrarını öncelemesi de buna yol açtı. Kiliseler açık kalıyor, Süryaniler bayramlarını kamuya açık biçimde kutluyor ve Kürt yetkililer Süryani mahallelerini bir arada yaşamanın kanıtı olarak öne çıkarıyor. Buna rağmen Süryani toplulukları küçülmeye devam ediyor. Bunun nedeni açık: Kürtlerin topraklarına el koyması.

Süryaniler, hem kentli nüfusları hem de köy temelli toplulukları bulunan yerli bir halk. Toplumsal, ekonomik ve kültürel süreklilikleri tarihsel olarak mülke, köylere ve topluluk kurumlarına güvenli erişime bağlı oldu. Toprak güvenliği çöktüğünde, son otuz yılda Kuzey Irak’ın büyük bölümünde görüldüğü gibi, demografik çöküş de peşinden geliyor. Bölgenin çatışma sonrası düzenini şekillendiren ABD ve uluslararası politikalar bu çöküşü hızlandırdı.

1990’ların başından bu yana ABD’li politika yapıcılar, Irak’ın Kürt yönetimindeki bölgesini bir güvenlik ortağı ve bölgesel tehditlere karşı bir tampon olarak gördü. İstikrar, terörle mücadele işbirliği ve insani yardım erişimi başarının başat ölçütleri haline geldi. Bu çerçevede yüzeysel bir bir arada yaşamayı, açık kiliseleri, işleyen mahalleleri ve kitlesel şiddetin yokluğunu kalıcı bir siyasi uzlaşmanın kanıtı saydılar; buna karşılık toprak yönetişimine ve yerinden edilmiş toplulukların mülklerini düzenleyen sistemler içinde eşit konumlarını koruyup korumadıklarına çok daha az dikkat ettiler. Bu vurgu yapısal bir kör nokta yarattı. Uzun vadeli istikrar için mülkiyet hakları, mahkemeler, idari yetki ve güvenliğin uygulanması sembolik hoşgörüden daha belirleyicidir. Oysa Kürtlerin denetimindeki pek çok bölgede ve bitişik ihtilaflı topraklarda tapu sicilleri, mahkemeler ve güvenlik güçleri iç içe geçmiş siyasi otorite alanları içinde faaliyet gösteriyor. Yönetim gücünden yoksun topluluklar, uyuşmazlıklarının karara bağlandığını görebilir; ancak bunun pratikte çözüme kavuştuğuna nadiren tanık olurlar.

Süryanileri ilgilendiren pek çok toprak uyuşmazlığının kökeninde çatışma kaynaklı yerinden edilme yatıyor. 1960’larda, 1970’lerde ve daha sonra yaşanan çatışmalar sırasında terk edilen Süryani köylerine Süryani olmayanlar yerleşti. Belgeleri hiçe saydılar, sınırları muğlaklaştırdılar ve birbiriyle çelişen iddiaları olağanlaştırdılar. Bu yerinden edilme, Süryanileri stratejik kırsal alanlardan uzaklaştırarak Kürt siyasi otoritesinin tarihsel olarak Süryanilere ait topraklarda pekişmesine imkân tanıdı. 1991’den sonra ve özellikle 2003’ten sonra Kürt kurumları Süryani toprakları üzerindeki yetkisini resmileştirdi. Zamanla, çözülmemiş talepler kabul görmüş idari gerçeklere dönüştü.

Bu dinamikler kırsal ilçelerle sınırlı değil. Kürt yetkilileri, Erbil’e bitişik bir kasaba ve Kuzey Irak’taki en görünür Süryani yerleşimi olan Ankawa’yı sık sık uluslararası heyetlere vitrin olarak sunuyor. Ancak burada bile Süryaniler, mülke erişim, imar kararları, artan maliyetler ve denetimleri dışındaki siyasi otoritelere idari bağımlılıkla ilgili baskılardan söz ediyor. Görünürlük, toprak üzerinde özerkliğe dönüşmedi.

Süryani örgütleri bu örüntüleri yıllardır belgeliyor; bunlar uluslararası insan hakları raporlarında da yer alıyor. Şikâyetler tekrar tekrar aynı engellere işaret ediyor: yıllarca derdest kalan davalar, uygulanmayan kararlar ve toplulukların uzun soluklu hukuki mücadelelere girişmek yerine taleplerinden vazgeçmeleri için uygulanan baskı. Sonuç öngörülebilir: aileler gidiyor, köyler boşalıyor ve Kürtler ihtilaflı toprağı fiilen içine alıyor. Güvenlik düzenlemeleri bu dinamikleri pekiştiriyor. Kürt güçleri, karma ya da tarihsel olarak Süryani olan pek çok alanda kontrol noktaları tutuyor ve yetki kullanıyor. Güvenlik gerekçesiyle savunulsa da bu konuşlanmalar aynı zamanda hareket, idare ve uyuşmazlık yönetimi üzerinde denetim sağlıyor. Yerinden edilmiş topluluklar ise sahada kendilerini zorlayan kurumlara dilekçe vermek zorunda kalıyor.

ABD politikası onlarca yıldır bu sorunu ele almakta başarısız oldu. Yardım, yeniden imar finansmanı ve siyasi destek, toprak yargılamasına ya da kararların uygulanmasına bağlanan asgari düzeyde koşullulukla bölgesel kurumlar üzerinden aktı. Süryani nüfusundaki azalmanın itici gücü zorla yerinden edilme olduğuna göre, istikrarın yeniden tesisi iade ile toprak yargılamasına, kararların uygulanmasına ve öz yönetime eşit erişimi gerektirir. Eşitlik sembolik olmamalı; bu, hayatta kalmanın asgari koşuludur.

Yerli topluluklara özgürce ibadet etme imkânı tanıyan ama toprak haklarını güvence altına alamayan bir sistem sürdürülebilir değildir. Bir arada yaşama yalnızca sembollerle korunamaz. İnandırıcı hukuki mekanizmalar ve yönetim kurumları içinde eşit bir konum olmadan istikrar, kalıcı olmaktan çok göstermelik hale gelir. Bu dengesizlik, Kürtlere federalizm tanırken Süryanileri ikincil bir konuma iten ve Irak genelinde onlara tebaa muamelesi yapan Irak’ın anayasal çerçevesine gömülüdür.

Topluluklar yalnızca şiddet yoluyla ortadan kalkmaz; kendi kaderini tayin hakkını yitirdiklerinde de yok olurlar. Kuzey Irak’ta Süryanilerin kaderi, ABD destekli istikrarın adalet mi getirdiğinin yoksa yalnızca bir çöküşü mü yönettiğinin en açık ölçütü olmayı sürdürüyor. Başkan Donald Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio dünya genelinde kuşatma altındaki Hıristiyanların korunmasından söz ediyor; Kuzey Irak’ı bunun istisnası yapmamalılar.