Dünya İranlı mülteci dalgalarına hazır mı?
İslam Cumhuriyeti yıkılırsa kaos gelecek; ama rejim denetimi yeniden kurarsa terör saltanatı sürecek.

İran’da ölü sayısı artmayı sürdürüyor. İlk raporlar, İslam Devrim Muhafızları Ordusu’nun ya da desteklediği çeşitli İranlı olmayan paralı askerlerin 20 bine varan İranlıyı öldürdüğünü gösteriyor; ancak taşra kentleri ve küçük kasabalardan haberler geldikçe bilanço daha da yükselebilir. Başkan Donald Trump, rejimin katliamına askerî yanıt verme sözünü yerine getirebilir; ne var ki sahada asker olmaksızın, Trump’ın da aşmayacağı bir Rubicon olan bu eşik geçilmeden, en azından kısa vadede bunu durdurabilecek hangi hedefi vurabileceği belirsiz. Dini Lider Ali Hamaney teslim olmadıkça ya da ölmedikçe ve İslam Devrim Muhafızları Ordusu geri çekilmedikçe, ortalık durulmadan önce binlerce kişinin daha ölmesi muhtemel.
İslam Cumhuriyeti yıkılırsa, haftalarca olmasa bile günlerce kaosun hüküm sürmesi muhtemel. Rejim denetimi yeniden kurarsa ise yalnızca taktik değiştirecek ve terör saltanatını sürdürecek. Hamaney öfkeli; İslam Cumhuriyeti’ne ihanet ettiğine, “yeryüzünde fesat çıkardığına” ve “Allah'ın düşmanı” olduğuna inandığı kişilerden intikam alacağına yemin etti; her ikisi de İran’da idamla cezalandırılan suçlamalar. Bu da demektir ki silahlar sustuğunda kamuya açık infazlar başlayacak; devrim mahkemelerinin vinçlerden asılmalarına hükmetmesiyle göstericiler ağır ağır boğularak öldürülecek.
İster kaostan ister baskıdan kaçsınlar, İranlıların ülkeyi terk etme ihtimali giderek artıyor. Suriye’de 2011 devriminin başında ülkenin nüfusu yaklaşık 21 milyondu; bu nüfusun neredeyse üçte biri ülkedeki şiddetten kaçmak için mülteci olarak yollara düştü. İran’ın bugünkü nüfusu Suriye’ninkinin dört katından fazla; dolayısıyla en kötü senaryoda İran’dan gelebilecek mülteci akınları 10 milyonu aşabilir ve bölgeyi dönüştürebilir.
Suriyeliler Lübnan’a ve Türkiye’ye akın etti. Nitekim Lübnan, ülkedeki her dört kişiden yaklaşık birinin mülteci olmasıyla dünyada en yüksek mülteci oranına sahip ülke unvanını kazandı. Bu yalnızca insani değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik bir mesele hâline geldi. Suriyeli çocuklar okulları doldurup taşırdı, ucuz işgücü fazlası maaşları aşağı çekti. Mültecilerin çoğu daire kiraladığı için kiralar herkes açısından fırladı. Aynı dinamikler, daha yerel bir ölçekte de olsa Türkiye’de de geçerliydi. Bu arada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupalı yetkililer sürekli değişen talep listesine boyun eğmedikçe göçmen selini salıvermekle tehdit ederek mültecileri silaha dönüştürdü.
İranlılar baskıdan ya da iç savaştan kaçacak olursa, komşu ülkeler üzerindeki etki daha büyük olacak. Suriye kaosa sürüklendiğinde zengin Arap petrol emirlikleri mültecileri geri çevirdi; onlar da Türkiye’ye, Lübnan’a, oradan da Akdeniz üzerinden Avrupa’ya yöneldi. Aynı Körfez ülkeleri İranlıları da geri çevirecek, ama onları uzak tutmakta bu kadar kolaylık bulamayabilir. Bir Suriyelinin Suudi Arabistan’a ulaşması, sınırlarını hırsla koruyan Ürdün’ü aşmak anlamına geliyordu. Bir İranlının Suudi Arabistan’a, Birleşik Arap Emirlikleri’ne ya da Umman’a ulaşması içinse bir sürat teknesi, bir bidon benzin ve birkaç saat yeter.
Etkisini bir düşünün: Kuveyt’in nüfusu yaklaşık 1,5 milyon Kuveyt vatandaşı ve belki bunun iki katı kadar yabancı işçiden oluşuyor. Kuveyt’e 160 kilometreden daha yakın olan petrol zengini Hûzistan eyaletinin nüfusu da 5 milyon. Toplu hâlde kaçarlarsa Kuveyt’teki kriz devasa olacak. Buna Kuveyt’in kendi nüfusu içinde hâlihazırda mezhepsel gerilimle boğuştuğu gerçeğini de ekleyin; bir İranlı akını şiddete yol açabilir. Aynısı, Kuveyt gibi belki yüzde 30’u Şii olan Suudi Arabistan’ın petrol zengini Doğu Eyaleti için de geçerli olabilir.
Geçmişteki baskı dalgaları, hem etnik hem mezhepsel azınlık oldukları için İran’ın Kürtlerini ve Belucilerini orantısız biçimde hedef aldı. İntikam peşinde, yeniden güç kazanmış bir İslam Cumhuriyeti, büyük olasılıkla Kürt mülteci dalgalarının Irak’a geçmesine, Belucilerin ise düşük yoğunluklu bir Beluci isyanının zaten sürdüğü Pakistan’a kaçmasına yol açar. İslam Devrim Muhafızları Ordusu daha önce Irak Kürdistanı’ndaki İranlı Kürt kamplarına ve yerleşimlerine balistik füzeler fırlatmıştı; bu tür hedeflemeler çok daha sık hâle gelecek. İran’ın Kürdistan Yurtseverler Birliği’ni kendi dayatmalarına uymaya zorlama çabaları da daha sertleşebilir ve Talabani ailesinin Kürt hizbi ile ABD arasında daha derin bir kopuşa yol açabilir. İranlıların Irak’a girmek için vizeye ihtiyacı olsa da sınır geçirgen ve denetlenmesi güç. Irak Kürdistanı ise hâlâ İran pasaportu sahiplerine vizesiz giriş imkânı tanıyor.
Kafkasya da bundan payını almaktan kurtulamaz. Haziran 2025’te İsrail’le yaşanan On İki Gün Savaşı sırasında yüzlerce İranlı aile Ermenistan’a kaçmıştı; bunlar büyük ölçüde üst-orta sınıftan ya da Avrupa ülkeleriyle çifte vatandaşlığı olan kişilerdi, yalnızca savaşın bitmesini güvenli bir yerde beklemek istiyorlardı ve hızla İran’a döndüler. Baskıdan ya da iç savaştan kaçacak yeni bir dalga, özellikle hâlâ Rus ve Ukraynalı göçmenleri sindirmeye çalışan ve Azerbaycan ile Türkiye’nin ekonomik ablukasına göğüs geren Ermenistan’ı ekonomik olarak zorlayacaktır.
İranlılar Türkiye’ye 180 güne kadar turistik veya ticari vizeyi talep üzerine alabiliyor; Azerbaycan’ın Nahçıvan özerk bölgesi içinse kapıda on beş günlük vize verilebiliyor. Sınırlarını kapatmadıkları takdirde her iki ülke de bir baskı dalgası ya da iç savaş ortasında acil güvenlik arayan İranlıların akınına uğrayacak. Azerbaycan sınırını kapatabilir, ancak Türkiye’nin sınırı daha uzun ve geçirgen.
1951 Mülteci Sözleşmesi, mültecilerin yaşamlarının ya da özgürlüklerinin tehdit altında olacağı ülkelere geri gönderilmesini engellese de, Batı Avrupalı liderlerin ve insan hakları gruplarının tüm feryadına rağmen mültecilere gidecekleri nihai ülkeyi seçme hakkı tanımıyor. Bir göçmen sınırı geçip tehlikeden kurtulduğunda, mülteci hizmetlerini o ülkede almalıdır. Bu da Türkiye’yi bir kez daha milyonlarca İranlı mülteci için tercih edilen varış noktası hâline getirecek. Ne var ki çöken para birimi ve enflasyonuyla boğuşan Erdoğan, İranlıları kabul etmeye isteksiz olacaktır. Suriyelilere katlandı, çünkü Suriyeli Sünni Arapları Türkiye’nin kendi Kürt ve Alevi nüfusunu seyreltmek için kullanabiliyordu. Ancak Şiileri hoş karşılamaz ve uluslararası mülteci hukukunu hiçe sayarak onları güneydoğu Avrupa’ya doğru ilerlemeye zorlardı.
Mülteci akınlarına hazırlanmanın zamanı, onlar gelmeden öncedir. Yeni Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri (UNHCR) Berhem Salih göreve daha iki hafta önce başladı. Bütçeler azalır ve bir mülteci krizi kapıya dayanmışken, ateşten bir sınavla karşılaşabilir. Trump’ın İranlıları katliamdan koruma sözü vermesi doğru olsa da, UNHCR’nin bütçesini şimdi kesmek kötü bir durumu daha da kötüleştirebilir.
