Orta Doğu Forumu · Middle East Forum
Observer

Suriye ekonomisinin yeniden canlanmasında umut ve kaygı

Aşırı yoksulluk artık her dört Suriyeliden birini etkiliyor ve ülkenin ekonomisi 2011'deki değerinin üçte birinden daha azına karşılık geliyor.

An aerial view of Damascus, Syria, in September 2025. The country has massive infrastructure damage from years of civil war.
Eylül 2025'te Suriye'nin başkenti Şam'ın havadan görünümü. Ülke, yıllarca süren iç savaştan kaynaklanan büyük bir altyapı hasarıyla karşı karşıya. · Shutterstock

Suriye ekonomisinin canlandırılmasına ilişkin temkinli iyimserlik sürerken, ülke bu ay Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu’ndan iki heyeti, yeniden imara destek konusunu görüşmek üzere ağırladı.

Beşar Esad’ın devrilmesinin birinci yıl dönümü arifesinde, yeni Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara yönetimindeki Suriye’nin ekonomik göstergeleri iyileşme işaretleri veriyor. Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu’yla aynı değerlendirmeyi paylaşarak şunu belirtiyor: "2011-2024 arasında ortalama yüzde 54,4 olan yıllık Tüketici Fiyat Endeksi'nin 2025'te yüzde 20'nin altına gerilemesi, aynı dönemde yüzde 53 daralan GSYH'nin ise yüzde 1 büyümeye dönmesi bekleniyor."

Bu rakamlar sabit fiyatlara dayanıyor. Nominal olarak bakıldığında ise cari ABD doları cinsinden gayrisafi yurt içi hasıla, 2011’deki 67,5 milyar dolardan 2024’te tahmini 21,4 milyar dolara geriledi. Dolayısıyla cari dolar fiyatlarıyla Suriye ekonomisi bugün 2011’deki değerinin üçte birinden daha azına karşılık geliyor; söz konusu mütevazı iyileşme dahi ülkenin iç savaş öncesindeki 2010 kapasitesinin çok altında kalıyor. İç savaş, ülkenin geniş bölümlerini, altyapısını ve sınai kapasitesini tahrip etti. Kişi başına düşen gelir eski düzeyinin yaklaşık üçte birine düştü ve Dünya Bankası değerlendirmelerine göre aşırı yoksulluk artık her dört Suriyeliden birini etkiliyor, nüfusun üçte ikisi ise alt-orta gelir sınırının altında yaşıyor.

Ülkenin döviz rezervleri bugün sıfıra yakın ve devlet gelirleri, enflasyonun etkisi hariç tutulduğunda, 2010 seviyesinin beşte birine gerilemiş durumda. Suriye’nin geriye kalan umutları uluslararası kuruluşlarda, zengin Batılı ve Arap ülkelerinde ve Türkiye gibi bölgesel ortaklarda yatıyor. Suriyeli ekonomi ve enerji yetkilileriyle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki muhataplarının son dönemde sıklaşan görüşmeleri bu bağımlılığı yansıtıyor.

Suudi Arabistan, Kasım 2025’te Suriye’ye 1,65 milyon varil petrol bağışladı. 27 Kasım’da Suriye enerji bakanı, günlük 150.000 varil kapasiteli bir rafineri inşa etme planlarını açıkladı. Açıklama, Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir’in Birleşik Arap Emirlikleri merkezli Crescent Petroleum heyetiyle görüşmesinden iki gün sonra geldi; söz konusu şirket, Suriye’ye komşu bölgeler olan Irak Kürdistanı ve Güney Irak’ta gaz sahalarının geliştirilmesinde yer alıyor.

Suriye’ye yönelik Batı yaptırımlarının kaldırılmasıyla birlikte ele alındığında, bu gelişmeler olumlu bir tablo sunuyor. Ancak gerçek bir ekonomik toparlanmanın, kendine yeterliliğin veya en kritik olarak siyasi bağımsızlığın güvencesini vermiyorlar. Suriye, ikinci bir Lübnan olma riskiyle karşı karşıya: sürekli dış yardıma bağımlı ve rantiye bir ekonomiye hapsolmuş bir ülke. Lübnan ibretlik bir örnek: Gayrisafi yurt içi hasılasının üçte biri işçi dövizlerinden geliyor, devlet gelirlerinin önemli bir bölümü dış yardıma bağlı ve ekonominin üçte biri kayıt dışı işliyor. Basitçe söylemek gerekirse Lübnan, üretken bir ekonomik sistemden çok bir "sadaka ekonomisine" benziyor; burada mali yardım kaçınılmaz olarak örtülü siyasi şartlar taşıyor.

Bu arada İran, bölgesel nüfuz kampanyalarından vazgeçmeyeceğini gösterdi ve komşu devletlerde, özellikle de onlarca yıl boyunca İran’ın İsrail’e karşı vekil ağının "bel kemiği" işlevi gören Suriye’de, istikrarsızlığı körüklemeyi sürdürüyor. Son örnekler arasında Dini Lider Ali Hamaney’in geçiş hükümetine karşı bir "Suriyeli gençlik ayaklanması" öngörüsü ile Lübnanlı ve İranlı yetkililer arasında yakın zamanda yaşanan sözlü atışmalar yer alıyor.

Çok sayıda rapor, İran’ın Lübnan’da Hizbullah’ı ve bölgedeki diğer vekil grupları yeniden canlandırma çabalarının sürdüğünü gösteriyor. Risk, Suriye’nin kapısına kadar uzanıyor; özellikle de komşu Irak’taki İran destekli milislerin faal olmayı sürdürdüğü ve 11 Kasım 2025 parlamento seçimlerinin ardından Irak’ın bir sonraki hükümetinin kuruluşu üzerinde nüfuz kullandığı dikkate alındığında.

Eş-Şara, ekim ayı sonunda Suriye’nin küresel yatırıma açıldığını ve ilk altı ayda 28 milyar dolar sağladığını söyledi. Ancak bu rakamın ne kadarının pratikte gerçekleşeceği veya bu mali akışların Suriye ekonomisine ne kadar hızlı entegre edileceği belirsiz; özellikle de Dünya Bankası tahminlerine göre hasar gören fiziki varlıkların yeniden inşa maliyetinin 140 milyar ila 345 milyar dolar arasında olacağının öngörüldüğü, ihtiyatlı en iyi tahminin ise 216 milyar dolar olduğu düşünüldüğünde. Buna dış tehditleri ve temel bir ulusal uzlaşının yokluğunu da eklediğinizde, altyapının yeniden inşası için gereken yatırımcı güveni hiç de garanti sayılmaz.