Orta Doğu Forumu · Middle East Forum
Observer

Yemen'de iki devletli çözüm ideolojik değil, pratik bir çıkış yolu

Birleşmiş Milletler güveni dayatamaz, Suudi Arabistan da Güney Yemen üzerindeki vesayetini sürdüremez.

Khaled Alyemany, 2018-2019 yıllarında Yemen dışişleri bakanlığı yaptı ve hâlen Atlantic Council’de yerleşik olmayan kıdemli araştırmacı (nonresident senior fellow) olarak görev yapıyor.

Outside the United Nations headquarters in New York.
New York'ta Birleşmiş Milletler genel merkezinin önü. · Shutterstock

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumu, “Güveni Yeniden Tesis Etmek, Dönüşümü Yönetmek: Herkes İçin Sonuç Üreten Bir Birleşmiş Milletler” temasıyla toplanıyor. Yemen bu sloganı sınamaya devam ediyor. Geçtiğimiz hafta New York’ta üç sahne krizi ortaya koydu: biri içeride, biri dışarıda, biri de ekranda.

Salonun içinde, Başkanlık Liderlik Konseyi üyesi ve Müslüman Kardeşler’le bağlantılı Islah Partisi’nin liderlerinden Abdullah el-Alimi Bavazir Yemen heyetine başkanlık etti. Terörizm ve kaçakçılığa karşı destek çağrısı yaptı; Husileri finanse eden ve silahlandıran ağların kurutulması için yardım istedi. Buna itiraz edecek pek kimse yok.

Paradoks, konuşmacının kimliğinde yatıyor. El-Alimi Bavazir, Nisan 2022’de Riyad’da ilan edilen ve Suudi Arabistan’ın Ocak 2026’da, Güney Geçiş Konseyi’ni devre dışı bırakmaya yöneldiği sırada yeniden şekillendirdiği Başkanlık Liderlik Konseyi’nde Islah’ı temsil ediyor. Bazı kollarını Washington’ın terör örgütü olarak tanımladığı Müslüman Kardeşler’le bağlantılı bir partinin liderinin dünyaya terörle mücadele üzerine hitap etmesi, El Kaide ve Husilerle savaşmış güney güçlerinin ise sesini duyurmakta zorlanması, yürürlükteki denklemin ne kadar bozuk olduğunu gözler önüne seriyor.

Birkaç metre ötede, ABD’deki Güney Yemenliler, Suudi Arabistan’ın Güney Yemen üzerindeki vesayetini kınayan ve Güney Yemen’in kendi kaderini tayin ile devlet olma hakkını teyit eden bir nöbet düzenledi. İçeride el-Alimi Bavazir Yemen birliğine bağlılığını yineledi; partisinin, fetvalarla donanmış biçimde, Kuzey Yemen’in 1994’te Güney Yemen’i işgali sırasında güneylilerin öldürülmesine katıldığı o aynı birliğe. Nöbet, Suudi uçaklarının terörist kaçakçılık ağlarının peşine düşen güney güçlerini vurmasının dokuz ay sonrasında yapıldı; bunun ardından 9 Ocak 2026’da Riyad, Güney Geçiş Konseyi’ni feshettiğini açıkladı. Bu açıklama meseleyi bitirmedi; tersine onu kurumlardan sokağa taşıdı; Aden’de, Mukalla’da ve şimdi Birleşmiş Milletler’in önünde toplanan kalabalıkların da gösterdiği gibi.

Nöbetin yapıldığı gün, ABD’nin eski Yemen özel temsilcisi Tim Lenderking, Yemen’in iki devlete bölünmesinin “mümkün” olduğunu söyledi ve emsale işaret etti. Yemen’in geleceğine, dışarıdan dayatanların değil, Yemenlilerin müzakere masasında karar vermesi gerektiğini belirtti. Şimdilik görüşmelerin zor göründüğünü söyledi: Atmosfer askerileşmiş durumda; Husiler ise kapasitelerini geliştiriyor ve rakiplerinin bölünmüşlüğünden yararlanıyor.

Resmî söylem birliği Yemen’in doğal hali olarak sunuyor. Tarih ise başka bir şey söylüyor. Yirminci yüzyıl boyunca Kuzey ve Güney ayrı ayrı yönetildi; 1967’den 1990’a kadar her biri kendi Birleşmiş Milletler sandalyesine sahip iki egemen devletti. 22 Mayıs 1990’daki birleşme, iki devlet arasında yapılmış bir mutabakattı; 1994 savaşı ortaklığı zorla ilhaka dönüştürdü.

Bunların hiçbiri Suudi Arabistan’ın ağırlığını ya da sınır güvenliğine dönük çıkarını inkâr etmiyor. Ancak on yıllık Suudi vesayeti kendi sonucunu verdi. Kuzey’de Husiler, yerel bir isyandan Kızıldeniz ve Babülmendep’i tehdit eden bölgesel bir güce dönüştü. Güney’de, Husilerle ve El Kaide’yle savaşan Güney Geçiş Konseyi güçlerinin dışlanması, sahayı fiilen Islah’a açtı. Riyad’ın kumarı hem Suudi güvenliğini hem de uluslararası deniz taşımacılığını tehlikeye atıyor.

Eğer gelecek, Lenderking’in dediği gibi, Yemenlilerin vereceği bir kararsa, bu karar Riyad’daki Suudi makamlar tarafından dayatılarak değil, Yemenlilerin kendi aralarında alınmalı. Bunu sağlamak için Washington, öncelikle siyasi süreci uluslararası Dörtlü üzerinden yürütmeli; hem Riyad hem de Abu Dabi garantör ve ortak olarak yer almalı. ABD, Babülmendep’teki çıkarını taşerona devredemez; Yemen’in geleceğini yazmak için değil, tarafları bir araya getirmek ve güvence sağlamak için eşsiz bir konuma sahip. Amerikan yokluğu, hem Husilerin hem İran’ın doldurduğu bir boşluk yaratıyor.

İkincisi, diyalog Suudi denetiminin altından çıkarılmalı; bu, Riyad’a düşmanlıktan değil, askerî olarak taraf olan bir aktörün aynı zamanda hakemlik yapamayacağından. Görüşmeler Husileri bile kapsayabilir; onları meşrulaştırmak için değil, uluslararası gözetim altında sınır ve güvenlik düzenlemelerine bağlamak için.

Üçüncüsü, iki devletli bir sonuca ideolojik değil, pratik bir çıkış yolu olarak yaklaşılmalı: müzakerenin temeli olarak 1990 sınırları, kaynak paylaşımı düzenlemeleri, seyrüsefer serbestisine ilişkin güvenceler ve Suudi Arabistan’ın sınırlarını vesayetle değil antlaşmayla güvence altına alan iki egemen devlet arasında iyi komşuluk ilişkileri.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu güvenin yeniden tesisini istiyor. Yemen’de güven, Riyad’da doğmuş ve hamisinin keyfine göre yeniden şekillendirilmiş bir konsey adına yapılan bir konuşmayla da, güneyin taleplerini içi boş bir birlik adına yok saymakla da kurulmayacak. Karar, onu sahiplenenlere dönene ve Washington kendi çıkarlarının gerektirdiği sorumluluğu üstlenene kadar, ne kadar sakat kurgulanmış ve istikrar bozucu olursa olsun, net hedefleri ve üzerinde uzlaşılmış bir politikası olduğu için başarılı olan tek taraf Husiler olmaya devam edecek.