"Büyük Şeytan" Hyde Park'a geliyor
Chicago Üniversitesi'nin eski Orta Doğu Merkezi müdürü derslerinde Sinvar okutuyor, Tahran'ın füzelerine destek veriyor.

ABD-İsrail’in İran rejimine karşı savaşının ikinci haftasında, 15 Mart 2026’da Chicago Üniversitesi profesörü Alireza Doostdar, X’teki takipçilerine Yahya Sinvar’ın hapishanede yazdığı The Thorn and the Carnation (Diken ve Karanfil) adlı romanı “Liberatory Violence” (Özgürleştirici Şiddet) dersi için okuduğunu ve “sosyolojik bir yorum olarak ne kadar iyi olduğu dikkat çekici” dediğini aktardı. Mayıs ayında ise öğrencilerinin “diğerlerinin yanı sıra Césaire ve Fanon ve Zohra Drif ve James Yaki Sayles ve Leyla Halid ve Yahya Sinvar” okuduğunu doğruladı.
İlahiyat Fakültesi’nde İslam Çalışmaları doçenti ve Orta Doğu Çalışmaları Derneği’nin (Middle East Studies Association) 2018 Albert Hourani Kitap Ödülü’nün sahibi olan Doostdar, en az Eylül 2024’ten Aralık 2025’e kadar, ABD Eğitim Bakanlığı hibeleriyle desteklenen Title VI Ulusal Kaynak Merkezi statüsündeki Chicago Üniversitesi Orta Doğu Çalışmaları Merkezi’nin (Center for Middle Eastern Studies, CMES) direktörlüğünü yürüttü. Ders izlencesi, akademik çalışmaları ve yorumları tek bir örüntü izliyor: Amerika ve İsrail bölgenin ahlaki kötülüğü olarak resmediliyor, İran rejimi buna karşı direniş olarak sunuluyor; sivillere yönelik şiddet ise “özgürleştirici” diye öğretiliyor.
Paylaştığı iki izlence de, kurtuluş mücadelelerinin “çoğu zaman, muharip olmayanlara karşı bile, şiddet içeren taktikleri bünyesine kattığı” önermesiyle açılıyor ve “gerekçelendirilebilir ve gerekçelendirilemez güç kullanımının ölçütlerine” dikkat ayrılacağı vaadini taşıyor. Mart 2026 tarihli duyurusunda Filistin örneği, “Siyonist yerleşimci sömürgeciliğe, apartheid’a ve soykırıma” karşı bir mücadele olarak sunuluyor.
Okuma listesi bu soruyu tek bir taraftan yanıtlıyor. Zohra Drif, 1956’da Cezayir’de üç sivilin ölümüne yol açan Milk Bar bombasını yerleştirmişti. Leyla Halid, 1969’da Filistin Halk Kurtuluş Cephesi adına TWA’nın 840 sefer sayılı uçağını kaçırdı. James Sayles, 1971’de bir silahlı soygun sırasında işlenen iki cinayet nedeniyle art arda infaz edilecek 100 ila 200 yıllık hapis cezalarını çekiyordu. Sinvar, 7 Ekim’i planladı. Bir dondurmacıyı bombalamayı, bir yolcu uçağını kaçırmayı ve festival katılımcılarını katletmeyi seçmiş kişiler üzerinden güç kullanımının etiğini tartan bir ders, tarafsız bir sorgulama değildir. Dersi, Yahudilere yöneltilen “beyaz yerleşimci” suçlamasını “bağnaz bir iftira” diye niteleyen bir doktora öğrencisine yanıt olarak şöyle tanıttı: “Antropolog burada. Bu popüler dersi birkaç hafta içinde yeniden vermeyi dört gözle bekliyorum.”
Doostdar’ın bir sonraki kitabı, 1979’dan bu yana İran teolojisinde Şeytan’ı inceliyor. Aralık 2025’te Exeter Üniversitesi’nde verdiği bir konferansta, merhum Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin ABD’yi “Büyük Şeytan” diye damgalamasını “sadece şeytanlaştırma” olarak okumanın, “onun giriştiği ahlaki eleştiri boyutunu” ıskaladığını savundu. Humeyni’nin, 1988 hapishane katliamlarına karşı çıkan danışmanlarını görmezden geldiğini de not etti.
2026 savaşı sırasında paylaşımları, teolojiye girmeden ahlaki eleştiriyi sağladı. ABD; “Cinayet ve Soykırımın s*ktiğimin Birleşik Devletleri” (15 Temmuz), “çocuk katili imparatorluk” (1 Ağustos), “Amerikan haydut imparatorluğu” (13 Haziran) ve “sadistler, psikopatlar ve yırtıcılar imparatorluğu” (1 Eylül) oldu. ABD saldırılarında öldürülen İranlılar ise “sizin suçlu, katil hükümetiniz ve ordunuz tarafından yok edildi.”
Bu aşağılama üniformalı Amerikalılara da uzanıyor. 3 Nisan’da Amerikalı bir anne, düşürülen iki F-15 pilotu için dua istedi; oğlunun da bir savaş pilotu olduğunu ve birliğinden haber alamadığını ekledi. Doostdar onun sözlerini alıntılayıp şu karşılığı verdi: “Oğullarınıza ve kızlarınıza emperyal savaşlarda çarpışmamayı öğretin.” 8 Mart’ta petrol vadeli işlemleri varil başına 112 doları aştığında grafiği “Çok güzel. Uç küçük kuş. Uç,” notuyla ve Farsça, bish bad, “daha da yükselsin” diyerek paylaştı. 29 Mart’ta yazdığına göre, İran üniversitelerine yönelik “ABDsrail” saldırılarını savunmak, “ABD üniversiteleri de meşru hedeftir” demek anlamına geliyor.
İsrail konusunda Doostdar rejimin terminolojisini benimsiyor: Siyonizm “insanlığın başına bela,” ve Tel Aviv’e yapılan bir İran misket bombası saldırısına hayıflanan bir yorumcu, “Siyonist varlığın yok ettiği” şehirleri görmezden geliyordu; çünkü “Yahudi üstünlükçülüğü, karşılıklılığın en küçük emaresinin bile reddedilmesini gerektirir.” Haziran 2025’te “barış için en iyi ve tek umut, İran füzelerinin gücü ve dayanıklılığıdır” diye yazdı; Campus Reform’un haberleştirdiği ve daha sonra ADL’nin de aktardığı bu paylaşım artık X arşivinde görünmüyor. Ağustos 2026’da İslam Cumhuriyeti’ni “hem (gerçekten) anti-emperyalist hem de baskıcı” diye niteledi; meseleyi de onunla “nasıl dayanışma içinde olunacağı” şeklinde çerçeveledi.
Mayıs 2024’te BBC Persian’a verdiği ve Washington Free Beacon için çevrilen bir röportajda Doostdar, kampüs protestolarına yabancı müdahalesi iddialarını “gülünç” buldu; bunun “otoriter devletler tarafından ortaya atılan” bir iddia olduğunu söyledi. İki ay sonra Ulusal İstihbarat Direktörü Avril Haines, İran hükümetiyle bağlantılı aktörlerin Gazze protestolarını istismar etmek için “internette aktivist kılığına girdiklerini” açıkladı.
Bu inkârı ailesinin geçmişiyle bağdaştırmak zor. 2018’de FBI, kardeşi Ahmadreza Mohammadi-Doostdar’ı tutukladı; kardeşi Ekim 2019’da, başsavcıya bildirimde bulunmaksızın İran hükümetinin ajanı olarak hareket etmekten suçunu kabul etti ve 38 ay hapis cezasına çarptırıldı. Suç duyurusu, onun Chicago Üniversitesi’ndeki Hillel merkezini ve Rohr Chabad Center’ı fotoğrafladığını anlatıyordu. Alireza Doostdar bu davada hiçbir zaman bir rolle suçlanmadı ve 2018’de konu hakkında yorum yapmayı reddetti; 2024’te Free Beacon’a da yanıt vermedi. Vurgu daha dar: Kardeşi Tahran’ın ajanı olarak hareket etmekten suçunu kabul etmiş, FBI ajanlarının Hyde Park’taki Yahudi mekânlarını fotoğraflarken izlediği bir akademisyen, kampüsteki İran etkisini otoriter bir fantezi diye niteliyor.
Doostdar’ın İlahiyat Fakültesi’nin Sightings sitesinde 11 Ocak 2024’te yayımlanan “Witnessing Genocide” (Soykırıma Tanıklık Etmek) başlıklı yazısı, İsrail’in Filistinli gazetecileri “kasten öldürdüğüne” dair “artan kanıtlar” bulunduğunu öne sürüyor; odağına Al Jazeera’dan Wael Dahdouh’u ve oğlu Hamza’nın ölümünü yerleştiriyordu. Yazı, İsrail Savunma Kuvvetleri’nin Hamza Dahdouh’u Filistin İslami Cihad’ın elektronik mühendisliği biriminde bir eleman olarak, onunla birlikte öldürülen Mustafa Thuraya’yı ise bir Hamas müfreze komutan yardımcısı olarak tanımlayan belgeleri yayımlamasından bir gün sonra çıktı. Yazıda İsrail’in iddialarına yer verilmiyor.
Gazze’deki “scholasticide” (eğitim kıyımı) projesine ait, Chicago Üniversitesi’nin barındırdığı internet sitesi, Gazze’de “10.000’in çok üzerinde” öğrencinin “şehit edildiğini” söylüyor; üniversitenin Neubauer Collegium’u bunun genişletilmiş bir versiyonunu 2026-27 dönemi için seçilen 10 öğretim üyesi projesinden biri yaptı. Kasım 2023’te kampüste bir oturma eyleminde gözaltına alınan (suçlamalar düşürüldü) Doostdar, Mayıs 2024’te bir kamp basın toplantısında şunları söyledi: “Üniversite olarak suç ortaklığımızın son bulması gerekiyor.”
Bunların hiçbiri gizli değil; paylaşımlarını kendi adıyla yapıyor ve izlencesinin bağlantısını veriyor. 2026-27 için izinli; 30 Eylül’de “Tahran’dan selamlar” diye yazdı. Söyledikleri anayasal koruma altında; Chicago Üniversitesi’nin Kalven Raporu ise tarafsızlık yükümlülüğünü öğretim üyelerine değil, kuruma getiriyor. Soru üniversiteye ait: Federal destek alan bir Orta Doğu merkezinin direktörlüğü, terör uygulayıcılarını kurtuluşun teorisyenleri gibi sunan ve kendi ülkesini (Kaliforniya’da doğdu) “sadistler, psikopatlar ve yırtıcılar” imparatorluğu olarak tanımlayan bir akademisyene neden verildi?